Türkçe - İngilizce
Türkçe - İngilizce
Almanca - İngilizce
Fransızca - İngilizce
İspanyolca - İngilizce
İngilizce Eş Anlamlılar
Türkçe - İngilizce Cümleler
Çeviri
Reklamları Kaldır
Oturum Aç / Üye Ol
Işıkları Söndür
English
English
Türkçe
Français
Español
Deutsch
Çeviri
Eş Anlamlılar
Cümleler
Araçlar
Kaynaklar
Hakkımızda
İletişim
Oturum Aç / Üye Ol
EN-TR
Türkçe - İngilizce
Almanca - İngilizce
İspanyolca - İngilizce
Fransızca - İngilizce
İngilizce Eşanlam
Türkçe - İngilizce Cümleler
Türkçe - İngilizce
İspanyolca - İngilizce
Geçmişi Gizle
Geçmiş Detayları
Geçmişi Sil
Geçmiş :
school horse
Raney catalyst
be disclosed
insulation barrier
auxiliary fuse
Vietnam (VN)
big bags
loan origination
basal anesthesia
operational expenses
indian bondsman
llana acodada
quality management system
abyección
led astray
cat species
industrial union
thermal insulation
cryobiological preservation
site of memory
spin wave resonance
Chicken stock
apnea monitoring
chestnut-shaped jar
thermal liquid
on us
Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau
Geçmiş
Cümleler
"on us"
teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 1 sonuç
Kategori
İngilizce
Türkçe
Konuşma Dili
1
Konuşma Dili
on us
expr.
bizden
This unique cooperation makes heavy demands
on us,
however.
Ancak bu benzersiz işbirliği
bizden
ağır taleplerde bulunuyor.
More Sentences
"on us"
teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç
Kategori
İngilizce
Türkçe
Genel
1
Genel
bound (on) [us]
s.
kararlı
2
Genel
on-again, off-again [us]
s.
düzensiz aralıklarla kesilip devam eden
3
Genel
on-again, off-again [us]
s.
bir karar verip bir vazgeçen
4
Genel
on-again, off-again [us]
s.
kararsız
5
Genel
one on one [us]
s.
iki kişi arasında dolaysız iletişim içeren
6
Genel
one on one [us]
s.
iki kişi arasındaki doğrudan iletişim veya alışverişe dair
7
Genel
high on the hog [us]
zf.
varlıklı
8
Genel
high on the hog [us]
zf.
lüks içinde
9
Genel
high on the hog [us]
zf.
zengin
10
Genel
high on the hog [us]
zf.
bir eli yağda bir eli balda
11
Genel
on line [us]
zf.
sırasını bekleyerek
12
Genel
on line [us]
zf.
kuyrukta
13
Genel
on line [us]
zf.
bekleme sırasında
14
Genel
on-line [us]
zf.
bekleme sırasında
15
Genel
on-line [us]
zf.
sırasını bekleyerek
16
Genel
on-line [us]
zf.
kuyrukta
Atasözü
17
Atasözü
what happens on the road stays on the road [us]
yolda olan yolda kalır
Konuşma Dili
18
Konuşma Dili
hog on ice [us]
i.
kaypak kimse
19
Konuşma Dili
hog on ice [us]
i.
güvenilmez kimse
20
Konuşma Dili
hog on ice [us]
i.
sağlam olmayan kimse
21
Konuşma Dili
get (one's) freak on [us]
f.
deli gibi dans etmek
22
Konuşma Dili
get (one's) freak on [us]
f.
içinden geldiği gibi/gönlünce eğlenmek
23
Konuşma Dili
get (one's) freak on [us]
f.
delirmek
24
Konuşma Dili
get (one's) freak on [us]
f.
çılgınca hareketler yapmak
25
Konuşma Dili
get (one's) freak on [us]
f.
çılgınca partilemek/parti yapmak
26
Konuşma Dili
get (one's) freak on [us]
f.
seks yapmak
27
Konuşma Dili
get (one's) freak on [us]
f.
içinden geldiği gibi/gönlünce parti yapmak
28
Konuşma Dili
get (one's) freak on [us]
f.
sinirlenmek
29
Konuşma Dili
get (one's) freak on [us]
f.
deli gibi partilemek/parti yapmak
30
Konuşma Dili
get (one's) freak on [us]
f.
deli gibi eğlenmek
31
Konuşma Dili
get (one's) freak on [us]
f.
çılgınca eğlenmek
32
Konuşma Dili
get (one's) freak on [us]
f.
çılgın gibi dans etmek
33
Konuşma Dili
get (one's) freak on [us]
f.
azıtmak
34
Konuşma Dili
get (one's) freak on [us]
f.
kontrolü kaybetmek
35
Konuşma Dili
get (one's) freak on [us]
f.
çıldırmak
36
Konuşma Dili
get (one's) freak on [us]
f.
içinden geldiği gibi/gönlünce dans etmek
37
Konuşma Dili
get (one's) freak on [us]
f.
deli deli hareketler yapmak
38
Konuşma Dili
get (one's) freak on [us]
f.
çılgınca dans etmek
39
Konuşma Dili
on account of [us]
zf.
zira
40
Konuşma Dili
on account of [us]
zf.
çünkü
41
Konuşma Dili
have pity on us!
expr.
acı bize!
42
Konuşma Dili
not on your tintype [obsolete] [us]
expr.
katiyen olmaz
43
Konuşma Dili
not on your tintype [obsolete] [us]
expr.
kesinlikle olmaz
44
Konuşma Dili
not on your tintype [obsolete] [us]
expr.
imkanı yok
45
Konuşma Dili
not on your tintype [obsolete] [us]
expr.
asla olmaz
46
Konuşma Dili
not on your tintype [obsolete] [us]
expr.
dünyada olmaz
47
Konuşma Dili
not on your tintype [obsolete] [us]
expr.
mümkünatı yok
48
Konuşma Dili
not on your tintype [obsolete] [us]
expr.
hayatta olmaz
49
Konuşma Dili
not on your tintype [obsolete] [us]
expr.
imkansız
50
Konuşma Dili
on the up and up [us]
expr.
içten
51
Konuşma Dili
on the up and up [us]
expr.
son derece dürüst
52
Konuşma Dili
on the up and up [us]
expr.
samimi
53
Konuşma Dili
on the up and up [us]
expr.
apaçık
54
Konuşma Dili
on the up and up [us]
expr.
son derece düzgün/doğru
55
Konuşma Dili
on the up and up [us]
expr.
yasal
56
Konuşma Dili
on the up and up [us]
expr.
meşru
57
Konuşma Dili
on the up and up [us]
expr.
son derece saygılı
58
Konuşma Dili
on vacation [us]
expr.
tatilde
59
Konuşma Dili
on vacation [us]
expr.
tatile
Deyim
60
Deyim
the handwriting is on the wall (us)
i.
tehlike belirtisi/işareti
61
Deyim
a night on the town [us]
i.
gecelere akma
62
Deyim
a night on the town [us]
i.
alemlere akma
63
Deyim
a night on the town [us]
i.
ortamlara akma
64
Deyim
land so poor you couldn't raise a fuss on it [old-fashioned] [us]
i.
üzerinde bir şey yetiştirmeye elverişsiz arazi/toprak
65
Deyim
land so poor you couldn't raise a fuss on it [old-fashioned] [us]
i.
aşırı verimsiz toprak
66
Deyim
land so poor you couldn't raise a fuss on it [old-fashioned] [us]
i.
çorak arazi/toprak
67
Deyim
lay/put a guilt trip on somebody (us)
f.
yaptığı bir şey yüzünden birini suçlu hissettirmek
68
Deyim
go on line [us]
f.
işlemek
69
Deyim
go on line [us]
f.
çalışır hale gelmek
70
Deyim
go on line [us]
f.
faaliyet göstermek
71
Deyim
go on line [us]
f.
devreye girmek
72
Deyim
go on line [us]
f.
faaliyet göstermeye başlamak
73
Deyim
go on line [us]
f.
kullanılmaya başlamak
74
Deyim
come on line [us]
f.
kullanıma hazır olmak
75
Deyim
go on line [us]
f.
piyasaya sürülmek
76
Deyim
go on line [us]
f.
kullanıma hazır olmak
77
Deyim
come on line [us]
f.
piyasaya sürülmek
78
Deyim
come on line [us]
f.
tam kapasiteyle çalışmaya başlamak
79
Deyim
go on line [us]
f.
tam kapasiteyle çalışmaya başlamak
80
Deyim
be on (one's) good behavior [us]
f.
çok kibar olmak
81
Deyim
be on (one's) good behavior [us]
f.
son derece görgülü davranmak
82
Deyim
be on (one's) good behavior [us]
f.
çok efendi olmak
83
Deyim
be on (one's) good behavior [us]
f.
çok terbiyeli olmak
84
Deyim
have a lot on the ball [us]
f.
bir çok yeteneği olmak
85
Deyim
have a lot on the ball [us]
f.
bir çok meziyeti olmak
86
Deyim
have a lot on the ball [us]
f.
hızlı hareket etmek
87
Deyim
have a lot on the ball [us]
f.
hızlı harekete geçmek
88
Deyim
have a lot on the ball [us]
f.
dikkatli olmak
89
Deyim
have a lot on the ball [us]
f.
akıllı olmak
90
Deyim
have a lot on the ball [us]
f.
bilgili olmak
91
Deyim
put a crimp on something [us]
f.
bir şeyi kötü/olumsuz etkilemek
92
Deyim
put a crimp on something [us]
f.
bir şey üzerinde negatif/olumsuz bir etkisi olmak
93
Deyim
put a crimp on something [us]
f.
bir şeye engel olmak/teşkil etmek
94
Deyim
put a crimp on something [us]
f.
bir şeye köstek olmak
95
Deyim
put a crimp on something [us]
f.
bir şeyi zora sokmak
96
Deyim
put a crimp on something [us]
f.
bir şey üzerinde kötü bir etkisi olmak
97
Deyim
be on the ragged edge [us]
f.
üzere olmak
98
Deyim
be on the ragged edge [us]
f.
eşiğinde olmak
99
Deyim
do the dirt on someone [us]
f.
birine kazık atmak
100
Deyim
do the dirt on someone [us]
f.
birine pislik yapmak
101
Deyim
do the dirt on someone [us]
f.
birine kötülük etmek/yapmak
102
Deyim
do the dirt on someone [us]
f.
birine şerefsizlik yapmak
103
Deyim
take a bead on someone/something [us]
f.
birini/bir şeyi hedef almak
104
Deyim
take a bead on someone/something [us]
f.
birine/bir şeye silah çekmek
105
Deyim
take a bead on someone/something [us]
f.
birine/bir şeye silah doğrultmak
106
Deyim
take a bead on someone/something [us]
f.
birine/bir şeye namlu doğrultmak
107
Deyim
take a bead on someone/something [us]
f.
birine/bir şeye nişan almak
108
Deyim
drop the dime on [us]
f.
-i polise vermek/ispiyonlamak
109
Deyim
drop the dime on [us]
f.
-i ele vermek
110
Deyim
drop a dime on [us]
f.
-i ispiyonlamak
111
Deyim
drop the dime on [us]
f.
-i polise şikayet etmek/bildirmek
112
Deyim
drop a dime on [us]
f.
-i polise şikayet etmek/bildirmek
113
Deyim
drop a dime on [us]
f.
-i ele vermek
114
Deyim
drop a dime on [us]
f.
-i polise vermek/ispiyonlamak
115
Deyim
drop the dime on [us]
f.
-i ispiyonlamak
116
Deyim
get the jump on someone/something [us]
f.
rakibine/bir şeye karşı avantajlı başlamak
117
Deyim
get the jump on someone/something [us]
f.
birinin/bir şeyin (bir adım) önünde başlamak
118
Deyim
get a line on someone [us]
f.
biri hakkında bilgi edinmek
119
Deyim
get a line on someone [us]
f.
biri hakkında bilgi almak
120
Deyim
get the jump on someone/something [us]
f.
birinden/bir şeyden erken başlamak
121
Deyim
get the jump on someone/something [us]
f.
birinden/bir şeyden önce/erken davranmak
122
Deyim
get a line on someone [us]
f.
biri hakkında gerekli bilgiye ulaşmak
123
Deyim
get a line on someone [us]
f.
biri hakkında gerekli bilgilere ulaşmak
124
Deyim
get your feet on the ground [us]
f.
ayağını sağlam basmak
125
Deyim
get your feet on the ground [us]
f.
işini sağlama almak
126
Deyim
have something/a lot on the ball [us]
f.
kafası basar/çalışır olmak
127
Deyim
have something/a lot on the ball [us]
f.
bir işi iyi yapabilmek
128
Deyim
have something/a lot on the ball [us]
f.
yeterli/belirli düzeyde akla/zekaya sahip olmak
129
Deyim
have something/a lot on the ball [us]
f.
zeki/akıllı olmak
130
Deyim
have something/a lot on the ball [us]
f.
dikkatli/uyanık/açıkgöz/canlı olmak
131
Deyim
keep you on the edge of your chair [us]
f.
hop oturup hop kaldırmak
132
Deyim
keep you on the edge of your chair [us]
f.
hop oturtup hop kaldırmak
133
Deyim
put the make on [us]
f.
sırnaşmak (cinsel anlamda)
134
Deyim
put the make on [us]
f.
yazmak
135
Deyim
put the make on [us]
f.
asılmak
136
Deyim
take a flyer (on something) [us]
f.
(bir konuda) riskli bir girişimde bulunmak
137
Deyim
take a flyer (on something) [us]
f.
(bir şeyde) şansını denemek
138
Deyim
take a flyer (on something) [us]
f.
(bir konuda) risk almak
139
Deyim
take a flyer (on something) [us]
f.
(bir konuda) riske girmek
140
Deyim
take a flyer (on something) [us]
f.
(bir konuda) kumar oynamak
141
Deyim
take a flyer (on something) [us]
f.
(bir şeyin) riskine girmek
142
Deyim
work the rabbit's foot on [us]
f.
oyuna getirmek
143
Deyim
work the rabbit's foot on [us]
f.
kandırmak
144
Deyim
work the rabbit's foot on [us]
f.
aldatmak
145
Deyim
up on (one's) ear [us]
s.
sinirlenmiş
146
Deyim
up on (one's) ear [us]
s.
siniri zıplamış
147
Deyim
up on (one's) ear [us]
s.
çaba gösteren
148
Deyim
up on (one's) ear [us]
s.
kendini zorlayan
149
Deyim
up on (one's) ear [us]
s.
sinirleri ayağa kalkmış
150
Deyim
on (one's) best behavior [us]
s.
çok kibar
×
Pronunciation in context (
out of
)
Pronunciation of on us
×
Terim Seçenekleri
Çeviri Öner / Düzelt
Fransızca İngilizce Sözlük
İspanyolca İngilizce Sözlük
Almanca İngilizce Sözlük
İngilizce Eş Anlamlılar Sözlük
Google Images
Merriam Webster
Dictionary.com
The Free Dictionary
Abbreviations
Wikipedia in English
Wikipedia in Turkish
Urban Dictionary
German, LEO
Chinese, Dict.Cn
Spanish, SpanishDict
Russian, Multitran.ru
Medical, MedicineNet
İşaret Dili, Signing Savvy